11 Eylül 2014 Perşembe

Unutuşun Kıyıları

"Ölümün değdiği kişileri güzelleştirdiği ve meziyetlerini abarttığı söylenir, oysa genelde hayat onlara haksızlık etmiştir daha ziyade. Sofu ve kusursuz tanık ölüm, doğruluğun ve merhametin ışığında her insanda kötülükten çok iyilik olduğunu öğretir bize." Michelet'nin ölüm hakkındaki bu sözleri büyük ve karşılıksız bir aşkı izleyen ölümlerde daha da doğrudur belki. Bize onca acı çektirdikten sonra hiçliğe dönüşen kişi hakkında yaygın ifadeyle "bizim için ölmüştür" demek yeterli midir? Ölülerin ardından ağlar, onları daha da çok sever, geride bıraktıkları, bizi sık sık mezar başlarına sürükleyen büyünün karşı konulmaz cazibesine uzun süre maruz kalırız. Bize her şeyi yaşatmış olan, özüyle dolup taştığımız kişi ise aksine artık üzerimizden bir üzüntünün ya da sevincin gölgesini bile geçiremez. O bizim için ölüden de ötedir. Onu bu dünyadaki önemli tek şey olarak gördükten, lanetledikten, küçümsedikten sonra yargılamak artık bizim için imkânsızdır; hafızamızın fazlasıyla uzun zaman ona sabitlenmiş olan gözünde yüz hatları bile tam olarak canlanmaz. Ne var ki sevilen kişiye ilişkin bu yargı, öylesine değişmiş, kâh basiretiyle kör kalbimize işkence etmiş, kâh bu zalim uyumsuzluğa bir son vermek için kendi de körleşmiş olan bu yargı son bir değişim geçirmek durumundadır. Tıpkı ancak bir tepeden görülebilen manzaralar gibi, bizim için hayatın ta kendisiyken ölüden öte hale geçmiş kişinin gerçek değeri de ancak bağışlamanın yüksek konumundan görülebilir. Daha önce sadece aşkımıza karşılık vermediğini bilirken şimdi bize gerçek bir dostluk beslediğini anlarız. Onu güzelleştiren hatıra değildir, aşk ona haksızlık etmiştir. Her şeyi isteyen ve elde edecek olsa her şeyle de yetinmeyecek kişi için birazını elde etmek abes bir zulümdür. Şimdi anlarız ki o biraz, bizim bütün umutsuzluğumuzun, ironimizin, ve sürekli zorbalığımızın yıldıramadığı sevgilinin cömert bir armağanıymış meğer. Bize karşı hep sevecen olmuştur. Bizi sevmediği için anlamasının da mümkün olmadığını sandığımız kişinin şimdi bize aktarılan birçok sözünü müsamahakâr, doğru ve büyüleyici buluruz. Oysa biz aksine onun hakkında bencilce, haksız ve katı sözler etmişizdir. Zaten ona çok şey borçlu değil miyizdir? Aşkın muazzam gelgiti temelli çekilmiş olsa da, kendi içimizde dolaştığımızda garip, büyüleyici deniz kabukları toplayıp kulağımıza götürerek eskinin uçsuz bucaksız uğultusunu artık acı çekmeden, hüzünlü bir hazla dinlememiz mümkündür. O zaman sevmekten çok sevilmesi bizim için talihsizlik olan kadını duygulanarak düşünürüz. Artık bizim için "ölüden de öte" değildir. Sevgiyle hatırladığımız bir ölüdür. Adaletli olmak gerekirse ona ilişkin fikrimizi düzeltmemiz şarttır. Ve o da ataletin kadirimutlak fazileti sayesinde kalbimizde ruhen dirilir ve ondan uzakta, sükûnet içinde, gözümüzde yaşlarla yürüttüğümüz son yargılamada hazır bulunur.


Marcel Proust / Hazlar ve Günler - Özlemler Zaman Rengi Tahayyüller

* Görsel : mistymidnight

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İlk Bağ

Hiçbir şeydi ilkin. Yoktu. İki bedendeki farklı iki hücreydiler bağlanmadan önce birbirlerine. Biri milyonlarcası arasından sıyrılmış...